CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI MUHARREM ERKEK’İN BASIN AÇIKLAMASI

17.03.2022

Değerli basın mensupları, bugün Berat Kandili. Berat Kandili’nin tüm dünyaya barış ve adalet getirmesini hep birlikte diliyoruz. Ve yarın 18 Mart Çanakkale Zaferimizin 107. yılını da büyük bir gururla kutluyoruz ve tabi ki değişmez önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere ebediyete intikal eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi de büyük bir vefayla, saygıyla anıyoruz.


Değerli basın mensupları, cumhur ittifakı ekonomik, sosyal, siyasal her açıdan ülkemizi uçuruma sürüklemeye maalesef devam ediyor. Cumhuriyet tarihimizin en basiretsiz iktidarıyla, hükümetiyle maalesef karşı karşıyayız. Kısa bir hatırlatma; 16 Nisan 2017 tarihinde olağanüstü hal şartlarında bir referanduma götürdüler ülkeyi ve referandumda OHAL şartlarında çıkartılan evet ile bir tek adam sistemine geçildi. Bu demokrasiye büyük bir ihanetti. Daha sonra öne çekerek seçimleri 24 Haziran 2018’de yine OHAL döneminde Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimini yaptılar. Ve bugün Cumhur İttifakı maalesef demokrasiye, demokratik hukuk devletine ihanetine ısrarla devam ediyor. TBMM’ye bir teklif sundular. Seçim kanununda değişikler öngören bir teklif. Bir yıldır bu teklif üzerinde çalışıyorlar, çalıştılar. Tamamen kendi mutfaklarında. Hiçbir katılımcılık yok, toplumsal uzlaşma yok, muhalefetle, sivil toplumla görüşme yok. Kendi mutfaklarında bir yıl tuttular ve bugün getirdiler Meclis’e sundular. Çok açık bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Bu teklif demokrasiye ihanettir. Bu teklif Türk siyasetine, seçim hukukuna açıkça bir ihanettir ve büyük bir korkunun da, çaresizliğin de göstergesidir. Evet sarayın duvarları arasında ve Cumhur İttifakı’nın içerisinde kaygılar, korkular çok büyük. İktidarı kaybetme korkusu.


Neler var bu teklifin içerisinde? Demokrasi ayıpları var, utanç duyulması gereken düzenlemeler var. Örneğin baraj. Diyorlar ki, “barajı yüzde 10’dan, yüzde 7’ye indiriyoruz böylece daha çok partinin, daha çok fikrin meclise girmesini istiyoruz.” Gerekçesini de öyle yazmışlar. “Makul bir oran olmalı” demişler. Yüzde 7 gibi çok yüksek bir seçim barajını 12 Eylül darbe hukukunun ürünü olan seçim barajını makul bir oran olarak görmek zaten başlı başına büyük bir çelişki. Hani bu sistemde baraj olmayacaktı? Biz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde, yüzde 3 baraj önerdik. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde baraj sıfır olmalı daha çok partinin Meclis’e girmesini istiyorsanız. Yüzde 1 alan partinin dahi mecliste temsil edilmesini istiyorsanız, toplumsal bir uzlaşma istiyorsanız niye barajı sıfıra indirmiyorsunuz? Üstelik cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde hani hükümet istikrarı sorun olmayacaktı? O zaman hala bu kadar yüksek bir barajı niçin savunuyorsunuz?


Değerli basın mensupları, parlamenter sistemle bu tür başkanlık sistemleri arasındaki en büyük fark şudur; parlamenter sistemde hükümetler meclisin içinden çıkar ve meclise karşı sorumlu olarak görev yaparlar. Onun için makul bir barajı öngörebilirsiniz parlamenter sistemde. Ama bu sistemde, bu ucube sistemde ki hükümetinde meclisin içinden çıkmadığını biliyoruz, hala bu kadar yüksek oranda bir barajı savunmak 12 Eylül darbe hukukunun demokrasi ayıbını savunmaktır. Cumhur İttifakı’na da bu gerçekten çok yakışıyor. Başka bir düzenleme. Seçim yasaklarıyla ilgili Cumhurbaşkanını seçim yasaklarından muaf tutuyorlar. Hani diyorlardı ki, artık bu sistemde Başbakanın yerine Cumhurbaşkanı geçecek. Bütün kanunları düzelttiler. Başbakan yazan bütün kanunları Cumhurbaşkanı yazdılar. Ama her nedense Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkındaki Kanun’un 65. maddesinde geçen Başbakan kelimesi yerine Cumhurbaşkanı yazmadılar. Yani partili Cumhurbaşkanı dilediği gibi, dilediği zaman üstelik devletin tüm imkanlarını kullanarak seçim propagandasını yapabilecek. Her zaman ifade ettiğimiz gibi işte bugün Türkiye’nin yaşadığı kişi, parti, devlet birleşmesi demokrasiyi yerle bir etti. Demokrasiyi, hukuku, her şeyi rafa kaldırdı.


Değerli basın mensupları, seçimlerde siyasi partiler yarışır. Ülkemizin tüm seçim hayatı da böyle geçmiştir. Seçimlerde devlet taraf olmaz, devlet siyasi partilerle yarışmaz. Siyasi partiler birbiriyle yarışır. Siyasi parti ayrı şeydir, hükümet ayrı şeydir, devlet ayrı şeydir. Ama maalesef hepsi birbirine karıştı. Şimdi istiyorlar ki, biz oyunun kuralını değiştirelim seçimlere az bir zaman kala, bizim Genel Başkanımız, bizim adayımız Cumhurbaşkanı forsuyla tüm devleti arkasına alarak bu seçimlerde diğer adaylarla yarışsın. Başbakana göre Cumhurbaşkanı’nın konumu da çok daha farklıdır biliyorsunuz. Devleti ve milleti temsil eder. Valiler, kaymakamlar, devletin tüm kurumları seçimde Cumhurbaşkanıyla birlikte hareket edecek. Ama bunların hepsi işte bir aslında çaresizliğin çırpınışları. Hiç kimse endişe etmesin biz bu gerçekleri artık gülümseyerek sizlerle paylaşmak zorunda kalıyoruz.


Çok önemli bir düzenleme daha getiriyorlar kendileri açısından herhalde. Biliyorsunuz bizim seçim kanunumuzda çok önemli hükümler vardır. Bir tanesi şu, ilin en kıdemli hâkimi İl Seçim Kurulunun Başkanıdır nokta. İlçenin en kıdemli hâkimi de İlçe Seçim Kurulunun Başkanıdır nokta. Ne kadar net, sade ve doğru bir hüküm değil mi? Bizim seçim kanunumuzda bu yazar. Neden en kıdemli hâkim? Çünkü en kıdemli hâkim en az etki altında kalan kişidir, en deneyimli kişidir ve seçim güvenliği açısından bu düzenleme çok çok önemlidir. Bundan neden rahatsız oluyor Cumhur İttifakı, bundan neden rahatsız oluyor Erdoğan ve saray iktidarı? Böyle bir hükümden niçin rahatsız olunur? Ne amaçla bu düzenlemeyi değiştirmek istiyorsunuz? Bilgileriniz üzere kanun uyarınca Ocak ayının son haftasında Türkiye’de tüm İlçe ve İl Seçim Kurulları yeniden oluştu ve 2 yıl görev yapacaklar. Şimdi bu İlçe ve İl Seçim Kurullarını daha Ocak ayının son haftasında yenilenmesine rağmen yeniden düzenlemek istiyorlar. Neymiş efendim birinci sınıfa ayrılmış çok sayıda hâkim, birinci sınıfta değil birinci sınıfa ayrılmış, çok sayıda hâkim torbaya girecekmiş, adliyelerdeki adalet komisyonu da kura çekecekmiş. Neden? En kıdemli hâkim o ilçede dururken neden torbanın içerisinden başka bir hâkim çıkartmak istiyorsunuz? Bu kadar mı çok korkuyorsunuz? Bu düzenlemeyi getirmek demokrasi adına, siyaset adına, seçim hukuku adına büyük bir ayıptır, ihanettir. Komisyonda ve genel kurulda bakalım bunların izahını nasıl yapacaklar, neler diyecekler? Çünkü bütün tekliflerini kendi mutfaklarında pişirip hazırladıkları için komisyonda bunların cevabını tabi ki soracağız.


Maç başlamadan önce oyunun kuralını değiştirmek istiyorlar ama bu işler tutmaz. Geçmişte de hiçbir zaman tutmadığı gibi. Bu tip teklifler, bu düzenlemeler bumerang etkisi yapar. Döner sizi öyle bir vurur ki, o utancınızla baş başa kalırsınız. Bu teklifle Cumhur İttifakı Türk siyasi tarihinde utançla anılacak. Bugüne kadar hiç kimse, hiçbir iktidar böyle düzenlemeler yapmayı düşünmedi, teklif dahi etmedi. Böyle şeylere teşebbüs dahi etmedi. Ama artık yönetme kabiliyetini ve şuurunu tamamen kaybetmiş bir saray iktidarıyla karşı karşıyayız.

Değerli basın mensupları, kanunlar niçin çıkarılır? Kamu yararı için çıkartılır, adalet için çıkartılır. Oysa bu değişiklik teklifinde ne var? Belli kişilerin ve belli partilerin yararları gözetiliyor. Demokratik, eşit, adil koşullarda yarışmayalım istiyorlar. Evet belli kişilerin ve belli partilerin yararına. Kamu yararına olmayan bir kanun çıkartmak istiyorlar. Özel çıkarlar için kanun çıkartmaya teşebbüs etmek demokratik hukuk devletine bir ihanettir ve maalesef yozlaşmanın zirvesidir. Onun için bu düzeni değiştireceğiz, onun için birlikte çalışıyoruz, demokrasi için, Türkiye için ittifak yapıyoruz. Hiç kimsenin endişesi olmasın, hiç kimse ümitsiz olmasın tüm tedbirlerimizi alıyoruz ve birlikte çalışmaya da devam ediyoruz. Ama onlar getirdikleri bu teklifle maalesef herhalde utanç içerisinde siyasi tarihimizde yerlerini alacaklar.


Değerli basın mensupları, önümüzdeki ilk seçimde yani milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacaktır ve millet ittifakı da demokrasiden yana olanlar da mecliste çoğunluğu ele alacaktır. Türkiye rahat bir nefes alacaktır. Çünkü bizim mücadelemiz demokrasi mücadelesidir, bizim mücadelemiz 84 milyon için ortak bir gelecek mücadelesi. Bizim mücadelemiz yarını inşa etme mücadelesi. Ve ilk seçimde otoriter sistemden yana olanlar, keyfilikten yana olanlar değil demokrasiden yana olanlar, adaletten yana olanlar kazanacaktır.


Soru- Benim bir sorum, sizin de bahsettiğiniz bu seçim yasası teklifine ilişkin olacak. Bu teklifin yasalaşması halinde özellikle küçük partilerin milletvekili çıkarma ihtimalinin düşebileceğinden bahsediliyor. Millet İttifakı’nda da aslında oy oranı düşük diyebileceğimiz siyasi partiler var. Bu Millet İttifakı’nın seçim stratejisini değiştirebilecek bir yasa değişikliği olur mu eğer kabul edilirse? Bir bunu öğrenmek istiyorum.

İkinci olarak da, bu 6 parti liderinin bir sonraki görüşmesinin 27 Mart’ta olacağını öğrenmiştik DEVA Partisi’nin ev sahipliğinde. Acaba bunun yeri, saati kesinleşti mi? Kesinleşmediyse ne zaman kesinleşir ve bundan sonraki görüşmeler siyasi partiler Genel Merkezlerinde mi olacak yoksa yine akşam yemekli bir önceki ilk toplantı gibi mi olacak bunu öğrenmek istiyorum.


Muharrem ERKEK- Evet 27 Mart’ta 6 siyasi partinin Sayın Genel Başkanları yine bir akşam yemeğinde bir yemekli toplantıda bir araya gelecekler. Herhalde 19.00 olur. Ama yerini şu anda bende bilmiyorum. Önemli olan bir araya gelmektir, önemli olan birlikte çalışmaktır Türkiye için. Bizim meselemiz Türkiye meselesi. Ama birilerinin meselesi kendi iktidarları ve şahsi ikballeri. İşte kendi partilerinin ve kendileri için kendi partileri için özel çıkarları için yasa teklifi getiriyorlar. Demokrasi adına, siyaset adına utanç verici bir durumla karşı karşıyayız. Millet İttifakı güçlenerek, büyüyerek yoluna devam ediyor değerli basın mensupları. Bugün tüm kamuoyu araştırmaları bize şunu açıkça gösteriyor. Millet İttifakı Cumhur İttifakı’nın önünde. Zaten korkuları da, kaygıları da o. Demokrasilerde çareler hiçbir zaman tükenmez. Biz her türlü tedbiri alıyoruz ve bizim en büyük artımız biz birlikte çalışırken, birlikte çalışanlardan hiç kimse ben ne olacağım kaygısıyla hareket etmiyor. Çünkü biz gelecek nesiller için, çocuklarımızın geleceği için mutlaka ve mutlaka demokratik hukuk devletini, adaleti bu topraklarda tesis edeceğiz.


Soru- Efendim bugün basında da vardı bir Macaristan modelinden bahsediliyor. Muhalefetin bu modeli incelediği ifade edildi. Biraz açabilir misiniz nedir Macaristan formülü? Birde ayrıntı rica edeceğim sizden ve uygulanabilir mi Türkiye’de efendim Macaristan modeli?


Muharrem ERKEK- Evet biz de Macaristan’daki gelişmeleri takip ediyoruz. Macaristan’dakiler de bizdeki gelişmeleri takip ediyor. Öncelikle şunu tüm samimiyetimle paylaşayım. Otoriter popülist tek adam sistemleri çatışmadan beslenir, kutuplaşmadan beslenir, ayrıştırmadan beslenir ve dünyanın her yerinde otoriter sistemlere karşı demokratlar birleşir. Demokratlar demokrasi mücadelesi verir. Macaristan’da da 6 parti birlikte çalışıyor, Türkiye’de de 6 parti birlikte çalışıyor. Bu açıdan önemli benzerlikler var. Tabi sistem açısından farklılıklar da var ama önemli olan ilkelerdir. Siz önünüze, masanıza demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü koyarsanız temel ilkelerde uzlaşırsınız ve tek adam rejimlerine seçimlerde son verirsiniz. İşte biz İstanbul’da kazandık. Macaristan’da birlikte demokrasi mücadelesi verenler Budapeşte’de kazandı. Nisan ayında seçimler var Macaristan’da sonucu, gelişmeleri hep birlikte göreceğiz. Ama Türkiye’de hiç kimsenin endişesi olmasın ilk seçimde demokrasiden yana olanlar kazanacaktır.


Çok teşekkür ediyorum.